29 Mart 2010 Pazartesi

Biz kim, uçak yapmak kim

Necip: Bir şey sorabilir miyim Latif bey?
Latif: Sor bakalım
Necip: Sizce bu otomobili yaparsak ne olur
Latif: Hiçbir şey olmaz!
Necip: Nasıl olmaz? Boşuna mı çalışıyoruz?
Latif: Sen Ankara’daki kapatılan tayyare fabrikasını duydun mu?
Necip: Ankara mı? Evet..
Latif: O fabrika neden kapatıldı biliyor musun?
Necip: Hayır..
Latif: Fabrika Atatürk‘ün emriyle kuruldu. 2. Dünya Savaşı’na kadar 112 tane değişik uçak imal edildi orada.. Sonra fabrika kendini geliştirmeye başladı tabi, savaş sırasında da kimse bize uçak, eğitim uçağı vermediği için 185 tane eğitim uçağı yapıldı orada
Necip: 185 tane?
Latif: Evet. Bunları yaptık biz.. 1955 yılında, Hollandalılar bize 30 tane uçak siparişi verdi; ama dönemin İşletmeler Bakanı o siparişleri kabul ettirmedi. Hollandalılar da uçakları İngilizlere yaptırdı. Birkaç yıl sonra da fabrikayı tamamen kapatıp traktör fabrikasına dönüştürdüler. Gündüz ile orada yetiştik biz… Çok acı çektik. Çok…
Necip: Ben, anlayamadım… Neden kapattılar?
Latif: “Biz kim, uçak yapmak kim”miş
Necip: Eh yapmışsınız işte… Başarmışsınız?
Latif: Türkiye‘de hiçbir başarı cezasız kalmaz evlat!

Devrim Arabaları

15 Mart 2010 Pazartesi

Dövüş Kulübü

İşçi tulumlarımızın ve beyaz yakalarımızın kölesiyiz. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıyor, hiç ihtiyacımız olmayan ıvır zıvırları satın alıyoruz. Televizyon ve reklamlar bize bir gün hepimizin zengin birer rock yıldızı yada film yıldızı olabileceğimizi söylüyor ama olamayacağız.

TYLER

İşin Garibi

: İşin garibi ne biliyor musun? Hapse düşmeden önce namuslu bir insandım kanuna da bağlıydım, dolandırıcı olmam için hapse düşmem gerekliymiş...

Esaretin Bedeli

30 saniye

köşede polisi hissettiğin anda, 30 saniye içerisinde dümdüz gidip terkedemeyeceğin hiçbirşeyi hayatında tutma.

heat

Öldümde uyandım gülüm

Bu şehir girdap gülüm
Girdapta mehtap gülüm
Feleğin bir suyu var
Su değil kezzap gülüm

Yezidin harcı zulüm
Yiğidin burcu ölüm
Feleğe dayandım gülüm
Öldümde uyandım gülüm...

5 Mart 2010 Cuma

Abdülhey Öldü mü ?

Kurtlar Vadisi Pusu 81. bölüm tam düşünüldüğü gibi hastanede geçti. Ve Polat inanılmaz bir karar verdi. Abdülhey'in kalbi durursa tekrar müdahele edilmeyecek dedi. Ve durdu.

Acaba Abdülhey öldü mü ? Erhan,Memati kahroldu ..

Yoksa buda bir oyun mu gel 82. Bölüm Gel....

4 Mart 2010 Perşembe

Yaralı Diz Katliamı

Kristof Kolomb'un İspanya Kraliçesine Kızılderililerle ilgili şunları yazdığını aktarır:

« Yeryüzünde bunlardan daha iyi bir ulus bulunmadığına Majestelerin önünde ant içebilirim. Komşularını kendileri kadar seviyorlar, konuşmaları son derece tatlı ve kibar, konuşurken hep gülümsüyorlar. Elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz. »

1890'da Wounded Knee'deki Siu katliamı Kızılderili özgürlüğünün sembolik olarak sonu oldu. Katliamı yaşayan Kara Geyik o gün bir başka şeyin daha öldüğünü söyler: "O zaman kaç kişinin öldüğünü anlayamamıştım. Şimdi kocamışlığımın şu yüksek tepesinden gerilere baktığımda, yerde birbirleri üzerinde yığılı duran boğazlanmış kadınları ve çocukları hâlâ o genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, o çamurun içinde bir şeyin daha öldüğünü ve o kar fırtınasına gömüldüğünü görebiliyorum. Evet, bir halkın düşü öldü orada..."

24 Şubat 2010 Çarşamba

Telafisi Olmayan Dört Şey




















İlginç Takılar

Elektronik Takılar









DURACAKSIN

DURACAKSIN

Acı,

ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,

öfke,

kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,

keder,

yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,

duracaksın,

durup, gümüş bir su gibi akan sabahın

tazeliğine bakacaksın,


sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan

alaycı kargaların sesini dinleyeceksin,

çiçeklerini koklayıp derin bir soluk alacaksın.

Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı

düşüneceksin.

Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın

bir zaman, "dinlenin biraz" diyeceksin.

Bir inci avcısı gibi, ta derinlere dalıp tek tek bütün

istiridyeleri açarak, bir sevinç arayacaksın.


Hayaller kuracaksın.

Hatıralarını bir daha gözden geçireceksin.

Sevdiklerini düşüneceksin ve seni sevenleri.

Özlediklerini düşüneceksin ve seni özleyenleri.

Teninde iz bırakanları ve senin izini taşıyan tenleri.

Seni şakalarıyla güldürenleri ve senin şakalarına gülenleri.

Sevinçlerini, hayallerini, hatıralarını, sevdalarını, sevişmelerini,

özlemlerini, şakalarını bir bir yerleştireceksin içine,

hayat denilen mucizenin sana verdiği armağanları

sıkıca kucaklayacaksın.


Ölüm her yandan üstüne saldırıp seni kuşattığında,

tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.

Güzel bir haber gelecek belki yarın sabah.

Belki bir mektup alacaksın.

Sana gülümsemesini çok istediğin gülümseyecek belki sana.

Serüvenci gemiciler gibi meçhul denizlerde kaybolduğunda,

tam da o zaman, karanın bir gün görüneceğini düşüneceksin.

Gözcünün "kara göründü" diye bağırdığını hayal edeceksin.

Kara, hiç görünmese bile, hiç olmazsa neyi aradığını

ve neyi kaybettiğini bileceksin,

çektiğin onca fırtınanın, varmayı umduğun o umutlu

hedefle mana kazandığını anlayacaksın.

Her şeyini kaybetsen de hayallerini kaybetmeyeceksin.

Neyi aradığını hiç unutmayacaksın.

Sevinçleri ne kadar hatırlarsan, acının derinliğini

o kadar kavrayacaksın.

Yaşadığın ve yaşayabileceğin güzel şeyleri ne kadar

çok düşünürsen, öfken o kadar keskinleşecek.

Karanlık inerken, ışığa daha dikkatli

bakacaksın.

Geleceğinle arana, dibinde canavarların dolaştığı

bir uçurum koyduklarında,

nasıl biteceğini bilmediğin atlayışını yapmadan önce,

geçmişine, sevinçlerine, hayallerine yaslanıp güç alacaksın.


Sevdiğin bir türküyü mırıldanmaktan hiç vazgeçmeyeceksin.

Bir çiçek iliştireceksin yakana.

Ölüm seni kuşattığında, tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.

En azgın, en ihtiraslı sevişmelerini..

En çılgın hayallerini..

En çağıltılı kahkahalarını..

Acı,

ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,

öfke,

kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,

keder,

yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,

duracaksın,

durup gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine

bakacaksın,

sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan alaycı

kargaların sesini dinleyeceksin,

çiçeklerini koklayıp derin bir soluk alacaksın.

Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı düşüneceksin.

Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı

düşüneceksin.

Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın

bir zaman,"dinlenin biraz" diyeceksin.

Onları, şefkatle dinlendireceksin.

Çünkü onlara yine ihtiyacın olacak...

Ahmet Altan

Beni Duyuyor musun ???

''mezardakilerin pişman oldukları şeyler için
dünyadakiler birbirlerini yiyorlar!..''
-GOETHE-

Bir anda uykudan kalktim çok ilginç
bir ışık gördüm ama odanın ışığı kapalıydı
bir baktım saat 3:30 gece facir vakti
peki gördüğüm bu kadar ışık nerden

Birden şaşırıp kaldım baktım ki elimin yarısı
duvarın içinde ,hemen elimi çıkardım korku
içinde oturup elime bakıyordum.
Tekrar elimi duvara dogru uzattım yine
elim duvarın içine giriyordu!!!!!!!!

Bir gülümseme sesi duydum.

Yüzümü kardeşime dogru çevirdim, yatıyordu
korku içinde yatağımdan kalkıp kardeşimi
uyandırmaya gittim ama cevap vermedi ,
annemin odasına doğru gittim babamı
uyandırmaya çalıştım, birilerinin bana
cevap vermesini istiyorum ama kimse
cevap vermiyordu. Annemi uyandırmak
üzereyken, baktım ki annem uykudan uyandı
uykudan uyandı ama benimle konuşmuyordu

Bismillahirrahmanirrahim diyordu ve tekrarlıyordu

Babamı uyandırdı, kalk kalk bir bakalım
çocuklara dedi annem,

şimdi zamanımı bırak uyuyayım
yarın ola hayr ola dedi babam

ama annemin israrı üzerine babam kalkıverdi
şaşkınlık içerisinde beraber odamıza doğru geldiler

başladım bağırmağa, anne, baba ama
hiç birisi cevap vermiyordu!!!
annemin elbisesini çekiyor beni dinlemesini
istiyordum ama annem beni hissetmiyordu!!!

başladım annemin arkasından yürümeye
ta bizim odaya kadar, odamıza girdi ve ışıkları
açıverdi.Ama benim için fark etmiyordu
çünkü benim için her taraf ışıktı

tam o sırada çok ilginç bir şeyle karşılaştım
kendi vücüdumu gördüm!!!

Evet kendi vücudumu

Oturup kendi kendimi seyrediyordum, iki taneydim
kendi kendime soruyordum kimdir bu acaba?
Nasılda bana benziyor!!! başladım
kendi kendimi uyandırmaya,
bu kabustan kurtulayım diye

ama uyanamadım

babam dedi ki bak yatıyorlar işte hadi
yerimize gidelim, ama annem sakin olamadı
ve benim uyuduğum yatağa doğru gelerek
beni uyandırmaya başladı kalk Muhammed
kalk bana cevap ver

ama cevap veremiyordu!!!

bir kaç defa uğraştı ama yok. Birden
baktım ki babamın gözlerinden yaşlar dökülüyor
o babam ki şimdiye kadar onun
gözyaşlarını görememiştim. Bağırışmalar
başladı oracık yerden .. kardeşim uyandı ve sordu ne oldu?
annem ona bağırarak, abin Muhammed ölmüş
çok acıklı bir şekilde ağlıyordu

bağırmalar fazlalaştı
anneme giderek, anne ağlama ben burdayım bak bana!!

ama kimse bana cevap vermiyordu, neden?

oturup bağırmaya başladım, burdayım bakın işte

ama kimse cevap vermiyordu

başladım bağırmaya ya rabbi, ya rabbi
ne olur beni bu rüyadan
ve olduğum durumdan kurtar

uzaktan bir ses duydum ve geldikçede yükseliyordu

bu ses Allah'u Teala' nin bir ayeti idi

(andolsun sen bundan gaflette idin,
derhal biz senin perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir))

birden iki kişi beni tuttular, ama insan değillerdi

çok korktum !!

başladım bağırmaya, bırakın beni, siz kimsiniz? Ne istiyorsunuz?
kabire kadar senin gardiyanlarınız dediler

ben ölmedim, daha yaşıyorum dedim
neden beni kabire götürüyorsunuz? bırakın beni!!
Ben hissediyorum, konuşuyorum ve görüyorum, ben ölmedim

bana gülümseyerek cevap verdiler
dediler ki, ey insanlar sizzler çok ilginç yaratıksınız,
sanıyorsunuz ki ölüm hayatın sonudur ama bilmiyorsunuz ki
asıl olan sizin yaşadığınız hayat bir rüyadan ibaret olup
öldüğünüz zaman uyanıyorsunuz.

beni kabire doğru çekiyorlardı hala

yoldayken baktım ki benim gibi insanlar ve yanlarında da
aynı o iki yaratıktan var, kimi ağlıyor kimi gülüyor ve kimi ise bağırıyordu

onlara sordum neden böyle yapıyorlar?

dediler ki, bu insanlar şaşkınlık içerisindeler,
nereye gittiklerini biliyorlar, kimisi dalalettedir..
korku içinde sözlerini keserek sordum:

ateşe gidiyorlar mi yani?
evet dediler '

konuşmalarına devam ederek, o gülenler ise cennete gidiyorlar
hemen sordum onlara, peki ben nereye gidecem??

dediler ki, sen bazen iyi gidiyordun, bazende kötü
bazen tövbe edip ertesi gün günah işliyordun ve izlediğin yol tam olarak belli değildi

ve hep öyle yitik kalacaksın
sözlerini korku içerisinde keserek sordum:

yani ben ateşemi gidiyorum yoksa?

Onlarda, Allahın rahmeti geniştir ve yolculukta uzundur dediler

yüzümü çevirdim korku içerisinde baktım
ailem, babam, amcam, kardeşlerim ve akrabalarım hepsi

Bir sandık içinde beni taşıyorlardı
Onlara koşarak gittim ve onlara dedim ki benim için dua edin lütfen

Ama kimse bana cevap vermiyordu
kimi ağlıyordu kimi ise hüzünlüydü
Kardeşime giderek, dikkatli ol dünyanın fitnesi seni kandırmasın
Beni duymasını çok isterdim

O iki melek beni kabirdeki cesedimin üzerine bağladılar
baktım ki babam toprak atıyor üzerime

Kardeşlerim topak atıyor
Ordaki insanlar hepsi üzerime toprak atıyordu

dedim ki, ahh keşke onların yerinde olsaydım Allaha tevbe etseydim
dün sabah namazımı kılsaydım

Keşke her gün rabbime dua etseydim
Keşke her gün tevbemi yenileseydim

Keşke kötülüklerden uzak dursaydım
Başladım bağırmaya, ey insanlar dikkatli olun
dünya hayatı sizleri kandırmasın
en azından birisinin beni duymasını çok isterdim

Peki sen beni duyuyormusun ???